Dağılmadan Kalmak
Yük, netlik ve sadeleşen bir liderlik anlayışı
Bir yaştan sonra insan kendini büyütmekten çok, sadeleştirmeye başlıyor.
Kırklı yaşlar belki de tam olarak bunun hissedildiği bir eşik. Gizli bir süper güç arayışı kalmıyor. Bir gün bambaşka biri olunacağına dair o sessiz beklenti yavaşça yerini daha sakin bir kabule bırakıyor. Hayatın bir noktasında “asıl potansiyel” diye beklenen şey açılmayacak; ne varsa onunla devam edilecek.
Bu fark ediş kırıcı değil, sadeleştirici. Çünkü insan artık nerede yorulduğunu biliyor. Hangi mücadele gerçekten anlamlı, hangisi sadece egoyu besliyor, bunu daha rahat ayırt edebiliyor. Hangi kararın sorumluluğunu taşıyabileceğini, hangisinin geçici bir heyecan olduğunu daha berrak görüyor. Liderlik de tam burada başka bir yere oturuyor. Daha yüksek sesle konuşmak ya da daha hızlı karar vermek değil mesele; bazen bekleyebilmek, bazen geri çekilebilmek. Her problemi aynı gün çözmeye çalışmamak. Her ihtimali kovalamamak.
Bir noktadan sonra liderlik kanıtlama çabası olmaktan çıkıyor. Daha çok bir taşıma hâline dönüşüyor. Belirsizliği, kararların sonuçlarını ve insanların beklentilerini taşımak… Bazen de kimsenin görmediği o iç ağırlığı. Güçlü görünmekten çok, dağılmamayı öğrenmek. Çünkü asıl yorgunluk karar vermekten değil, sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan geliyor.
Zamanla şunu da fark ediyorsun: Netlik her şeyi bilmekten gelmiyor. Netlik, neyi bilmediğini kabul edebilmekten geliyor. Kontrol sandığımız kadar geniş değil; çoğu zaman dar bir alanla sınırlı. O alanın içinde kalabilmek, geri kalanını zorlamamak, belki de bu yaşların en sessiz kazanımı.
Kırklı yaşlarda insan şunu da kabul ediyor: Her potansiyel gerçekleşmeyecek. Her kapı açılmayacak. Her hayal tamamlanmayacak. Ama bu artık kayıp hissi yaratmıyor. Daha çok bir seçicilik getiriyor. Zamanın sınırlı olduğunu bilmek, enerjiyi daha bilinçli kullanmayı öğretiyor. “Yeterince iyi” olmanın çoğu zaman “mükemmel” olmaktan daha gerçek olduğunu fark ettiriyor. Bu da insanı yavaşlatmıyor; daha odaklı hale getiriyor.
Kırk beş yaşındayım. Artık bir gün daha güçlü, daha net, daha “hazır” bir versiyonumun ortaya çıkmasını beklemiyorum. Ne varsa onunla daha bilinçli bir ilişki kurmaya çalışıyorum. Güç, büyümekle değil; sadeleşmekle ilgili gibi geliyor. Ve belki de liderlik tam olarak burada başlıyor: Kendini abartmadan ama küçümsemeden, olduğu hâliyle taşıyabilmek ve yük altında dağılmadan kalabilmek.

