Kendine Söylediğin Hikayeler
İnsan çoğu zaman gerçeği değil, kendisi hakkında verdiği erken kararları yaşamaya başlar.
İnsan çoğu zaman hayatını dış koşulların belirlediğini düşünür. Şansın, zamanın, doğru insanların ya da yanlış kararların. Ama bazen hayatın yönünü belirleyen şey bunların hiçbiri değildir. Daha sessiz bir şeydir: insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeler. Çoğu zaman fark edilmeden başlayan bu hikâyeler, zamanla insanın davranışlarını ve sınırlarını şekillendirir.
Bu hikâyeler genellikle küçük kararlarla başlar. Birkaç deneyimden sonra insan kendisi hakkında bir sonuca varır. Ne yapabileceğine, ne yapamayacağına, nerede iyi olduğuna, nerede olmayacağına dair. İlk başta bunlar sadece düşünce gibi görünür. Ama zamanla davranışın çerçevesini çizmeye başlar. “Ben böyle bir insan değilim.” “Bu iş bana göre değil.” “Ben bu konuda iyi değilim.” Bu cümleler söylendiği anda kesin hükümler gibi durmaz. Ama insan o cümlelere uygun hareket etmeye başlar. Daha az dener. Daha az zorlar. Bazen hiç başlamaz.
Sonra ortaya çıkan sonuç, başta kurulan cümleyi doğrular. İnsan buna çoğu zaman kader der. Oysa çoğu zaman kader değil, daha önce anlatılmış bir hikâyedir. Psikolojide buna “kendini gerçekleştiren kehanet” deniyor. Ama aslında mesele kehanet değil. İnsan doğru olduğuna inandığı şeye göre hareket eder ve çoğu zaman o hareket, başta verdiği kararı gerçek hâline getirir.
Bu durum özellikle liderlikte daha görünür olur. Bir lider ekibi hakkında neye inanıyorsa, davranışı da ona göre şekillenir. Bir ekipten büyük bir şey çıkacağına inanan lider başka türlü davranır; sabrı farklıdır, güveni farklıdır, hata karşısındaki tepkisi farklıdır. Aynı ekipten bir şey olmayacağını düşünen lider ise çok daha erken geri çekilir. Ekipler çoğu zaman liderin söylediği şeylere değil, inandığı şeylere göre şekillenir.
Aynı durum insanın kendisi için de geçerlidir. Bir insan kendini risk almayan biri olarak görüyorsa zamanla gerçekten risk almayan biri olur. Kendini insan yönetemeyen biri olarak görüyorsa yönetmemeyi öğrenir. Baskı altında iyi karar veremeyeceğine inanıyorsa o baskı geldiğinde zihni gerçekten daralır. Çünkü insan çoğu zaman gerçeğe göre değil, hikâyesine göre hareket eder.
Bu hikâyeler tamamen yanlış olmak zorunda değil. Ama çoğu zaman eksik. İnsan kendini birkaç deneyim üzerinden tanımlar ve o tanımı sabit bir gerçek gibi kabul eder. Yıllar geçtikçe deneyim artar, insan kendine biraz daha dışarıdan bakmayı öğrenir. O zaman fark edilen şeylerden biri şudur. Hayatı en çok etkileyen şeylerden biri dış koşullar değil, insanın kendisi hakkında verdiği erken kararlardır.
Çünkü o kararlar görünmezdir ama etkileri oldukça gerçektir. Bir noktadan sonra insan şunu fark eder. Bazı sınırlar gerçekten vardır, ama bazıları sadece anlatılan hikâyelerdir. Ve insanın hayatını değiştiren şey çoğu zaman yeni bir güç kazanmak değildir. Bazen sadece, kendine anlattığı hikâyeyi fark etmektir.

