Kimse Okumayacakmış Gibi Yazmak
Bir liderin baskı altında kendisiyle konuşma biçimi üzerine notlar
Marcus Aurelius’un Kendime Düşünceler adlı metni, klasik anlamda yazılmış bir kitap değil. Birine bir şey anlatmak için tutulmuş notlar da değil. Daha çok, zihni hiç durmayan bir insanın kendine söyledikleri gibi.
Marcus Aurelius bu satırları yazdığında Roma İmparatoru. Yani karar veren, sonuçlarına katlanan, herkesin baktığı ama kimsenin yükünü tam olarak paylaşmadığı biri. Metni okurken bunu açık açık görmüyorsun ama her satırın altında o ağırlık hissediliyor.
Sık sık kendini sakinleştirmeye çalışıyor.
İnsanların beklediği gibi davranmadığında şaşırmamayı hatırlatıyor.
Herkesi memnun etmenin mümkün olmadığını kabullenmeye çalışıyor.
Öfkelendiğini inkâr etmiyor ama onunla ne yapması gerektiğini kendine tekrar tekrar söylüyor.
Bunlar soyut düşünceler değil. Bunlar, gün içinde onlarca karar vermek zorunda kalan birinin iç sesi. Hata yapma ihtimali olan, yanlış anlaşılabilen, yorulan bir liderin sesi.
Kendime Düşünceler’i okurken şunu fark ediyorsun:
Bu metin güçlü olmakla ilgili değil. Güç altında kalabilmekle ilgili.
Bugün liderlik çoğu zaman netlik, kararlılık ve sağlam duruş üzerinden anlatılıyor. Oysa bu metinlerde tereddüt var. Yorgunluk var. Kendini toparlama çabası var. Çünkü gerçek liderlik, karar anlarından çok, o kararların zihinde bıraktığı izlerle yaşanıyor.
Marcus Aurelius kimseye stres yönetimi öğretmiyor. Ama stresi nasıl taşıdığını gösteriyor. Kimseye liderlik dersi vermiyor. Ama lider olmanın insanı nasıl yalnızlaştırabildiğini hissettiriyor.
Belki de bu yüzden bu metin bu kadar sahici. Çünkü burada rol yok. Performans yok. Başkalarına anlatma çabası hiç yok. Sadece kendine karşı ayakta kalma isteği var.
Kendime Düşünceler, bana hep şunu düşündürüyor:
Asıl zor olan başkalarını yönetmek değil. Kendini dağılmadan tutabilmek.
Ve insan bunu ancak, kimse okumayacakmış gibi yazdığında başarabiliyor.

