Sessiz Ustalık
Bazı şeyler vardır; ne kadar çok maruz kalırsak, onları o kadar az gerçekten fark ederiz.
Frédéric Chopin’in Mi bemol Majör Nocturne’ü
(Op.9 No.2)
benim için hep bu hissi uyandırır.
Bu eser çoğu zaman romantik bulunur. Sakin, huzurlu ve zararsızdır. Hatta bazen arka planda çalsın diye açılır.
Ama bu müzik arka planda kalmak için yazılmamıştır; sadece öne çıkmak gibi bir derdi yoktur.
Bu ikisi aynı şey değildir.
İlk bakışta bu eser zor değildir. Parmakları korkutmaz, gösteriş yapmaz. Her şey yerli yerindedir — belki de biraz fazla yerli yerinde.
Ama tam da bu yüzden sınayıcıdır.
Çünkü bu parça zor çalınan değil, iyi çalınması zor bir eserdir.
Melodi bir insan sesi gibi ilerler; ne bağırır ne de kaybolur.
Bir şey anlatır ama açıklamaz, yaklaşır ama dayatmaz.
İcracı için risk tam olarak burada başlar.
Biraz fazla yorum yapıyı bozar. Biraz fazla duygu dengeyi kaybettirir. Biraz fazla özgürlük ise bütün anlamı dağıtır.
Bu müzik aşırılığı affetmez.
Chopin burada duyguyu serbest bırakmaz; onu tutar.
Göstermez, sezdirir.
Derinliği artırmak için sesi yükseltmez. Aksine, sadeleştirir.
Bu noktada müzik olmaktan çıkar ve bir tavra dönüşür.
Ve ister istemez şu düşünce gelir:
Ustalık, çoğu zaman daha fazlasını yapmakta değil, yapmamayı seçebilmekte ortaya çıkar.
Bu yalnızca müzikle ilgili değildir.
Hayatta da en zor olan şey, duyguyu tamamen bastırmak değildir. Ama onu kontrolsüz bırakmak da değildir. İnce bir çizgi vardır.
Karar alırken, liderlik ederken, bir şey inşa ederken…
Bazı insanlar o çizgiyi geçer. Bazıları ise hiç yaklaşamaz.
Chopin o çizgide yürür.
Ve düşmez.
Belki de bu yüzden bu eser bugün hâlâ bu kadar çok insanla temas eder. Kimseye bir şey ispatlamaz, kimseyi ikna etmeye çalışmaz.
Ama dinleyen herkes, orada kendine ait bir şey bulur.
Sessizce.
Basit görünen şeyler çoğu zaman en derin olanlardır.
Gerçek ustalık ise yüksek sesle gelmez.
Gösterişte değil, ölçüde, dengede ve zarafette yaşar.

