Teknoloji Yanlış Kararları Gizler, Doğru Kararları Büyütür
Teknoloji bir çözüm değil; alınan kararların etkisini artıran bir kaldıraçtır.
Teknolojinin en tehlikeli tarafı karmaşık olması değil.
En tehlikeli tarafı, yanlış kararları uzun süre gizleyebilmesidir.
Yanlış bir organizasyon kararı,
yanlış bir önceliklendirme,
yanlış bir yetki dağılımı…
Bunların hiçbiri ilk gün kendini belli etmez.
Modern IT sistemleri, bulut platformları ve otomasyon araçları sayesinde her şey bir süre “çalışıyor gibi” görünür.
Asıl problem de tam burada başlar.
Yanlış kararlar neden hemen anlaşılmaz?
Eskiden yanlış bir IT kararı hızlı patlardı.
Sunucu yetmezdi, sistem çökerdi, kullanıcı isyan ederdi.
Bugün ise teknoloji çok daha toleranslı.
Bulut altyapıları esnek.
Sistemler ölçeklenebilir.
Yönetilen hizmetler birçok problemi görünmez kılar.
Bu iyi bir şey gibi durur.
Ama aynı zamanda şunu da mümkün kılar:
Yanlış kararların etkisi ertelenir.
“Şimdilik idare ediyor.”
“Biraz daha büyüyelim, sonra bakarız.”
“Şu an sorun yok.”
Bu cümleler, teknolojinin yanlış kararları gizleme biçimidir.
Bir kararın yanlış olduğunu anlamak için sistemin çökmesi gerekmez.
Çoğu zaman çökmez de zaten.
Ama organizasyon yavaşlar.
Ekip yorulur.
Karar alma refleksi zayıflar.
Ve kimse tam olarak nerede yanlış yapıldığını gösteremez.
KPI’lar, dashboard’lar ve sahte güven duygusu
Bugün neredeyse her şey ölçülüyor.
Uptime, response time, cost, utilization, SLA…
Rakamlar var.
Grafikler var.
Dashboard’lar dolu.
Ama garip bir şekilde şu cümle de sık duyuluyor:
“Raporlar iyi ama içim rahat değil.”
Çünkü KPI’lar karar kalitesini ölçmez.
Sadece kararların sonuçlarını gecikmeli olarak gösterir.
Bir sistem %99,9 uptime ile çalışabilir.
Ama yanlış bir mimari karar, yanlış bir sorumluluk paylaşımı ya da yanlış bir öncelik, organizasyonu içeriden içeriye kemirebilir.
Her şey ölçülebilir olduğunda şu risk ortaya çıkar:
Kimse gerçekten sorumlu olmaz.
Rakamlar konuşur, insanlar susar.
Sorular sorulmaz, sadece raporlar izlenir.
Bu da teknolojinin yarattığı bir başka yanılsamadır:
“Kontrol bizde” hissi.
Doğru kararlar teknolojiyle neden büyür?
Buraya kadar teknolojiye sert davrandım gibi görünebilir.
Ama mesele teknoloji değil.
Doğru karar alındığında, teknoloji gerçekten bir kaldıraçtır.
Doğru mimari,
doğru rol dağılımı,
doğru öncelik…
Bunlar bir araya geldiğinde teknoloji görünmez olur ama etkisi büyür.
İyi çalışan organizasyonlarda kimse altyapıyı konuşmaz.
Cloud’u, araçları, dashboard’ları konuşmaz.
İş konuşulur.
Hız konuşulur.
Etkiler konuşulur.
Çünkü teknoloji o noktada “konu” olmaktan çıkar,
kararın gücünü büyüten bir araç haline gelir.
Yanlış karar alan bir organizasyonda teknoloji sürekli gündemdedir.
Doğru karar alan bir organizasyonda ise teknoloji arka plandadır.
Bu fark kritiktir.
Asıl mesele teknoloji değil, karar alma anı
Birçok problem teknikmiş gibi görünür ama değildir.
Çoğu problem, karar alma anında başlar.
“Bunu neden böyle yaptık?”
“Alternatifleri gerçekten tartıştık mı?”
“Bu kararın sorumluluğu kimde?”
Bu sorular genelde karar verildikten sonra sorulur.
Ama iş işten geçmiştir.
Bazı kararlar geri alınamaz.
Altyapı kararları, organizasyonel yapı kararları, yetki ve sahiplik kararları…
Bu yüzden bazı kararlar gece uyutmaz.
Çünkü bu mesele teknik değil, liderlik meselesidir.
Teknoloji bu noktada sadece bir aynadır.
Kararın kalitesini büyütür ya da saklar.
Teknoloji sizi kurtarmaz.
Ama doğru karar aldıysanız, sizi beklediğinizden çok daha ileri taşır.
Sorulması gereken soru şudur:
Biz teknolojiye mi güveniyoruz, yoksa kararlarımızın arkasında mı duruyoruz?
Çünkü teknoloji,
yanlış kararları gizler.
Doğru kararları ise büyütür.

